Dikkat!

Temmuz 13, 2007

O gece mail kutusuna gelen bir notun tüm geleceğini etkileyeceğini
bilemezdi. Ekte gönderilen dosyayı açtığında ekranı binlerce gül kaplamıştı. Her tıklamada yeni bir sayfa açılıyor ve her açılan sayfada değişik renklerde güller tüm ihtişamıyla gözler önüne seriliyordu. Son tıkladığında ise ekranda şöyle yazıyordu;

Hiçbirisi senin gibi olamaz. Seni seviyorum…”

Fulya çok şaşırmıştı. Maili gönderene baktı ama bu isim onda hiç bir çağrışım yapmamıştı.
Sonraki günlerde benzer mesajlar gelmeye devam etmişti.Her defasındafarklı çiçekler kaplıyordu ekranını ve son sayfada yine aynı şeyler yazıyordu.

” Hiçbirisi senin gibi olamaz.Seni seviyorum…” 

Fulya bu esrarengiz kişiyi merak etmeye başlamıştı. 10.gece gelen mesajı yanıtlamayı düşündü.
İster istemez etkilenmişti. O günlerde kendini çok yalnız hissediyordu…
Kim acaba diye kendi kendine sorarken birden parmaklarının klavyeye
uzandığını farketti.
” Bu çiçekleri bana neden gönderiyorsunuz? Lütfen kimliğiniz
hakkında bana bilgi verirmisiniz?…” 

Yazdıkları sadece bu kadardı. Ardından iletisini göndermek için
“Gönder “
tuşuna bastığında hayatının ne hale geleceğini asla bilemezdi… 

Ertesi gece heyecanla mail kutusuna baktı. Yine aynı kişiden bir Mail
daha gelmişti. Yüreği dalgalı denizlere dönmüştü.Aceleci tavırlarla
maili açtı. Bu defa tek sayfalık bir ekran vardı karşısında ve
şunlar yazıyordu;
- ” Beni gerçekten merak ediyorsan yarın öğleden sonra saat 2′de
bilgisayarının başında ol ve msn’ in açık olsun…” 

Fulya o geceyi biraz heyecanlı birazda huzursuz geçirdi… Gece
boyunca hep bu konuyu düşündü. Kimdi, neyin nesiydi, neden her gün
bu mailleri ona gönderiyordu…Bu soruların cevabını bulamamıştı.
Ertesi gün saat 14.00′te ekranın başındaki yerini aldı ve msn’ i de açtı.
Bir süre sonra ilk mesajı almıştı.
- ” Merhaba çiçeğim…” Fulya kalbinin deli gibi atmaya başladığını
hissetti…
- ” Merhaba…Kimsiniz ? “
- ” Sizi tesadüfen buldum. Bana gelen maillerden birinde sizin de
adresiniz vardı. gizemlicicek…. çok dikkatimi çekmişti. O yüzden
size her gece birbirinden güzel çiçekleri maillemeye başladım.
- Peki ama ” hiçbirisi senin gibi olamaz. Seni seviyorum ” ne demek
oluyor?
- İkimiz de çiçekleri çok seviyoruz değil mi? O zaman birbirimizi de
çok seveceğiz desem herhalde yanlış olmaz.
Fulya ne diyeceğini bilemiyordu.Uzunca bir süre cevap yazamadı.
Sonra ;

- Bakalım zaman ne gösterecek. Bu arada kendini biraz tanıtırsan
memnun olacağım.
-Hiç gerek yok…Çünkü sen beni çok iyi tanıyorsun.
Fulya iyice afallamıştı. Cevap yazmak için ekrana baktığında karşı
tarafın çıkmış olduğunu gördü. Bir süre bekledi ama geri dönüş
olmadı.
Herhalde elektrikleri kesildi ya da başka bir sorun çıktı ” diye
düşündü… 

O gece ve sonraki geceler meçhul kişiden hiç mail gelmedi. Her gün
msn’ i açıyordu ama orayada gelen giden yoktu. Fulya’nın içi içini
yiyordu. Neler oluyordu? Hiç bir sorunun cevabını bulamamak git gide
sinirlerini germeye başlamıştı. Aradan bir aydan fazla bir zaman
geçmişti ve Fulya bu esrarengiz kişiyi unutmaya başlamıştı.
Bir gün çalıştığı iş yerine sivil polisler geldiler . Fulyayı
arıyorlardı.
” Benimle ne işleri olabilir ” diye düşünürken odasına giren
polislerden biri kollarına kelepçeyi takı vermişti. ” Hey neler
oluyor, ben ne yaptım ki ” diye avaz avaz bağırmaya başlamıştı.
Polisler bilgi vermiyordu.

Sadece
” Bizimle emniyete geleceksiniz ” diyorlardı. Özellikle kollarına
vurulan kelepçeler moralini çok bozmuştu.
Neler olup bittiğini çözmesi olanaksızdı. 

Emniyet Müdürlüğüne gidene kadar polisler tek kelime bile
etmemişlerdi.
Kapısında ” Dolandırıcılık Masası ”
yazan bir odaya girdiğinde hepten şaşkına dönmüştü. Masadaki görevli polis :
- ” Buyrun Fulya hanım oturun ” diyince ilk sandalyeye kendini
atıverdi.
- ” Söyler misiniz neler oluyor ? Bu bir şakaysa çok ağır bir şaka oldu.Derhal bu oyunu kesin …”
Daha lafını bitirmemişti ki kendisine oturmasını rica eden polisin
sert bir ifadeyle

 ” Hep böyledir.Yaparlar ama kabul etmezler…”
sözleri başını döndürmeye yetmişti. Birden fenalaştı ve olduğu yere
yığılıp kaldı.Gözlerini açtığında bir sedyede olduğunu farketmişti.Boş
gözlerle etrafına bakıyordu.
Biraz sonra kendisini iş yerinden alan polislerden biri yanına geldi.
- İyi misiniz Fulya hanım? Kendinize geldiyseniz artık işimize
bakalım.
Güçlükle doğrulmuştu. Sonra polisinde desteğiyle tekrar o odaya girdiler.
Aynı sandalyeye oturmuştu.
- Fulya hanım, dolandırıcılıkla suçlanıyorsunuz. Banka hesabınızda son
15 gün içinde tam 28 işlem yapılmış. Bu süre zarfında yaklaşık 4
trilyon lira hesabınıza yatmış ve oradan da başka bir hesaba havale edilmiş.
-Olamaz…Benim böyle şeylerden haberim yok.Bankada 350 milyon liram
var.Bunun dışında da neler olup bittiğini bilemiyorum.
-Fulya hanım,şimdi bize işbirliği içinde olduğunuz kişilerin adlarını 
vermenizi istiyoruz.
-Siz neler diyorsunuz? Ne işbirliğinden bahsediyorsunuz?.
-Dolandırıcılık bayan… Genelde tek başına yapılmaz bu işler.
Ayrıca bu kadar parayı ne yaptığınızı da bize derhal açıklayın. Fulya
hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı. Hiçbir şeye anlam veremiyordu. Artık
ifade verebilecek durumda değildi.
Sinir krizleri geçirmeye başlamıştı. Birden kendini parmaklıklı bir
odada bulmuştu. Dışardan ölü bir ışığın içeri süzüldüğü rutubetli
küçük bir odaydı. O geceyi sabaha kadar ağlayarak geçirmişti.
Sabahın ilk ışıkları küçük pencereden içeri süzüldüğünde gün
ağlıyordu gözlerinde ve üşüyordu… Bir süre sonra kapı açıldı ve bir kadın
polis kolundan tutup kendisini takip etmesini söyledi. 2-3 dakikalık
bir yürüyüş sonrasında tekrar ilk geldiği odaya varmışlardı.
Fulya’nın yüzü solmuştu ve tir tir titriyordu.Polisler ona sıcak bir
fincan çay verdiler. Önce fincanın sıcaklığıyla ellerini ısıttı
sonrada yudum yudum içmeye başladı.
-Başınız iyice dertte bayan…28 kişinin banka hesabından kendi
hesabınıza havaleler yapmış ve ardındanda 4 trilyonu 3 ayrı hesaba aktarmışsınız ve bu paralar ertesi gün ilgi hesaplardan çekilmiş.
-Benim hiçbir bilgim yok, ben bir şey bilmiyorum diyebildi..Ardından
sarsıla sarsıla ağlamaya başladı.
- Bugün savcılığa çıkaracağız sizi ve tutuklanacaksınız. İyisi mi
bize yardımcı olun da şu işi çözelim.
Fulya darmadağınık olmuştu.Hiçbir şeye anlam veremiyordu. Sonra
“tutuklanacaksınız ” sözünü hatırlayıp daha da büyük bir korkuya
kapıldı. O andan itibaren hiç konuşmadı. Fulya’yı bir başka odaya
aldılar.Yaklaşık 2 saat kadar orda tek başına kalmıştı. Bu süre
zarfında neler olup bittiğini asla anlayamadı. Sonra bir bayan polis
geldi ve kendisini takip etmesini söyledi. Budefa bir arabaya
binmişlerdi. 10-15 dakika sonrada savcının karşısına çıkarılmıştı.
Savcı 55-60 yaşlarında babacan tavırlı biriydi.
-Otur kızım deyişi Fulyanın içini birazcık da olsa rahatlatmıştı.
- Anlat bakalım kızım. Nasıl başladın bu işe?
- Benim bahsettiğiniz işlerle hiç ilgim yok savcı bey dedi.
-Banka hesabınız öyle demiyor … Ne vardı banka hesabında. Neler
olmuştu
- Bakın ayın 13 ünde sarıgül notuyla 750 milyar, 17′sinde beyaz zambak 
notuyla 2 trilyon ve 19′unda da siyah lale notuyla kalanını havale
etmişsiniz . SARI GÜL, BEYAZ ZAMBAK,SİYAH LALE… Allahım neler
oluyor 

Birden irkildi. Bu olamazdı!!! Ona ilk gelen mesajda hep sarı güller
vardı. Sonraki maillerde beyaz zambaklar, siyah laleler ekranı
dolduruyordu. Ama bu nasıl olabilirdi? Savcıya doğru döndü ve
kendisine gönderilen maillerden bahsetti. Savcı şaşkınlıkla onu
dinliyordu.
Maillerin bu işle ne alakası olabilirdi?
Savcı ber bir yere telefon açıp birisinin odasına gelmesini istedi.
Bir süre sonra odaya genç bir kız geldi ve
-Fulya hanım siz bu hikayeyinizi baştan sona kadar hiçbir şeyi
atlamadan bana tekrar anlatırmısınız ? dedi.
-Tabi dedi ağlamaklı sesiyle… Sonra olanı biteni anlatmaya
başladı. 

Her gece gelen maillerden bahsetti.
Sarı güllerden ,siyah lalelerden … bahsetti. – Bunların dışında bir şey daha olmalı dedi kız. Fulya herşeyi en ince ayrıntısına kadar anlattığını sanıyordu.
- Peki. Siz hiç cevap yazdınız mı?

- Evet bir kez yazdım. Kim
olduğunu  merak ettiğimi sormuştum. O da bana bir sonraki gün msn de görüşelim demişti.
-Yani siz onunla msn’de görüştünüz öyle mi?
- Evet diye cevap verdi Fulya… Sonra kız savcının yanına gitti ve
Fulya’ nın duyamayacağı şekilde bir şeyler anlattı.
Sonra da aceleci adımlarla odadan çıktı. Savcı yanına gelmişti.

- Bak kızım.Eğer anlattıkların doğruysa senin için bir ümit doğabilir.
Yoksa  gençliğine yazık olacak…
Fulya hüngür hüngür ağlamaya başladı. Savcı başını okşadı ve ;
- Koyverme kendini hemen. Dur bakalım bir şeyler bulabilecek miyiz… 

Sonra Fulyayı bir başka odaya aldılar.
Aradan ne kadar zaman geçmişti.Dışarda neler olup bitiyordu. Daha ne kadar burada kalacaktı?

Kapı açıldı ve savcı beyle diğer genç kız içeriye girdiler. Yüzlerindeki ifade Fulya’yı biraz olsun rahatlatmıştı. Gözü ağlamaktan  kan çanağına dönmüştü.

- Hadi bakalım kızım evine gidiyorsun.
Fulya ne diyeceğini şaşırmıştı. Yine ağlamaya başladı.Diğer kız yanına  yaklaştı.
-Benim adım Ayşe. Bilgisayar uzmanıyım.İfadeniz üzerine Yaptığımız
araştırma sonucu asıl dolandırıcıları tesbit ettik.

 - Peki ama bunun benimle ne ilgisi var?. Benim banka hesaplarımın bu işle ne alakası var ?
Ayşe gülmeye başlamıştı.
- Bakın Fulya hanım sizi msn’de konuşmaya çağırmasının tek nedeni
vardı. O da bilgisayarınızn IP numarasını öğrenmek…
Sonrası onlar için çok kolay oldu. Bilgisayarınıza girdiler ve sizinle 
ilgili tüm bilgileri ele geçirdiler. Sonra da başka hesaplardan
sizin hesabınıza para aktardılar ve ardından da sahte isimlerle açtıkları
kendi hesaplarına aktarıp buradan paraları çektiler.

Fulya öylesine şaşkın öylesine çaresizdiki…

- Hadi şimdi evinize gidin ve iyice dinlenin. Yarın sabah sağlıklı bir şekilde yeniden ifadenizi alacağız. 
Ayşenin de yardımıyla dışarı çıktılar. Güneş ışınları gözünü kör
etmişti sanki…Hemen bir taksi çevirip evine gitti.
Alelacele kendini banyoya attı. Sonra bir fincan kahve hazırladı
kendisine.Biraz rahatlamıştı. Sonra yatağına uzanıp derin bir uykuya
daldı. Gece boyunca rüyalarında hep çiçekler gördü.
Çiçekler ona saldırıyor, her tarafını yara bere içinde bırakıyorlardı. 

Uyandığında ter içinde kalmıştı. Hemen kalktı ve ilk iş olarak
bilgisayarın elektrik bağlantısını kopardı.
Perdeyi açıp dışarı baktığında ise hala Gün ağlıyordu gözlerinde.
Üşüyordu…

Boş Duvar

Temmuz 13, 2007

İleri derecede hasta iki adam aynı hastane odasındaydılar. Adamlardan birinin her öğleden sonra bir saatliğine oturmasına izin veriliyordu, ciğerlerindeki suyun süzülmesi için. Bu hastanın yatağı odadaki tek pencerenin tam yanındaydı. Diğer hasta ise hep sırtüstü yatmak zorundaydı.

Bu iki hasta saatlerce birbiriyle konuşur, eslerini, ailelerini, evlerini, işlerini, askerlik anılarını, tatilde gittikleri yerleri anlatırlardı birbirlerine. Pencerenin yanındaki hasta, her öğleden sonra oturmasına izin verdikleri saati diğer hastaya pencereden görebildiklerini anlatarak geçiriyordu. Diğer hasta hep bir sonraki günü iple çekmeye başladı, dışarıdaki renkli ve hareketli dünyayı dinlemek için.

Pencere, içinde çok güzel bir göl olan parka bakıyordu. Ördekler ve kuğular gölde yüzerken çocuklar model bot’larını suda yüzdürüyorlardı. Genç aşıklar,gökkuşağının tüm renklerindeki çiçeklerin arasında kol kola dolaşıyorlardı. Ulu ağaçlar etrafı süslüyor, uzaktan şehrin silueti görünebiliyordu. Pencere kenarındaki adam bunları muhteşem bir detayla anlatırken, odanın diğer ucunda yatan adam gözlerini kapar ve bu muhteşem manzarayı hayalinde canlandırırdı. Sıcak bir öğleden sonra, pencerenin yanındaki adam geçmekte olan bir şenlik alayını tarif etti. Diğer adam bando seslerini duyamasa bile hayalinde canlandırabiliyordu, pencere kenarındaki adamın tasviriyle.

Günler ve haftalar geçti. Bir sabah banyo yaptırmak için su getiren gündüzcü hemşire pencere kenarında yatan hastanın cansız bedeniniyle karsılaştı. Uykusunda, huzur içinde ölmüştü.

Hüzünlendi, hastane görevlilerini cesedi dışarı taşımaları için çağırdı. Uygun zaman gectigine kanaat getirir getirmez, diğer hasta pencerenin kenarındaki yatağa taşınmasının mümkün olup olamayacağını sordu. Hemşire memnuniyetle isteğini yerine getirdi, hastanın rahat olduğundan emin  olduktan sonra onu yalnız bıraktı. Yavaşça, duyduğu acıya aldırmadan, bir dirseğine yaslanarak dışarıdaki dünyaya bakmak üzere yatağından doğruldu adam. Sonunda, dışarıyı kendi gözleriyle görme zevkini yasayabilecekti. Pencereden dışarı bakabilmek için yavaşça dönmeye zorladı kendisini.

Pencere, bos bir duvara bakıyordu. Adam hemşireye, vefat eden oda arkadaşının pencerenin dışında görünen Harika şeylerden bahsetmesine sebep olan şeyin ne olabileceğini sordu. Hemşirenin cevabi, ölen adamın kör olduğu ve pencerenin önündeki duvarı görmediğiydi.

“Sanırım seni cesaretlendirmek istedi” dedi.
Epilog: Diğer insanları mutlu etmek çok büyük mutluluk getirir, Kendi durumunuz ne olursa olsun. Paylaşılan dertler yarısı kadar üzüntü verir, paylaşılan mutluluklar ise İki kati artar. Kendinizi zengin hissetmek istiyorsanız, sahip olduğunuz ve paranın satın alamayacağı her şeyi paylaşın. Bu gün bize bir hediyedir…

 

Google Baş Döndürücü

Temmuz 12, 2007

EVET SIKLIKLA KULLANDIĞIMIZ GOOGLE‘ Yİ HİÇ BÖYLE GÖRDÜNÜZ MÜ BİLMİYORUM (baş döndürücü) RESME TIKLAYIN

İlginç Kazalar

Temmuz 12, 2007

İnsanoğlu her geçen gün bir ilginç kazaya sebebiyet veriyor, nasıl becerildiğini bazen anlamak da zorlanıyorum.
1.

2. Bu sıcaklarda havuzda serinleme fikri fena değil aslında

3.Sinemaya bilet bulamayanlar için

4. Bunu anlamış değilim

5. Zaten kiremitlerin değişme vakti gelmişti

6.Ne var yani yer kalmadıysa çözüm üretilir.

7.Yapışmaz kek kalıbı mıııı

Wallpaper

Temmuz 12, 2007

 

Duvar kağıdı

Temmuz 12, 2007

Wallpaper Olayı

Temmuz 12, 2007

DOWNLOAD WALLPAPER

Temmuz 12, 2007

YÜKSEK Çözünürlükte güzel Wallpaper’lar BURADA, TIKLA ve Yükle (23 Adet)

FREE WALLPAPER FREE

Temmuz 12, 2007

İnternette Gizlilik için

Temmuz 12, 2007

Privacy Eraser ile arkanizda iz birakmazsiniz. Bu program ile sistemde bulunan tüm gereksiz dosyalar silinir. Bununla birlikte sistemde tutulmasi zarali olabilecek ( sifreler, Kullanici Adlari vs.) silinir. Kisacasi bu program ile internette sessiz sakin derinden dolasabilirsiniz.

 

Üstelik oldukça pratik ve Boyutu küçük.

DOWNLOAD: Privacy.Eraser.Pro.v5.90.rar 2,4 Mb.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.